Ekonomik Kriz İsviçreyi de vurdu!

|
Muhasebeci olmalıymışım.
İlk harçlığımı aldığım günden beri, elime geçen her kuruşu hesaplar,nasıl en verimli kullanabileceğimi düşünür, en ufak harcamamı dahi bir plan-program dahilinde yaparım. Ve hatırladığım en eski tarih itibariyle ilkokul 5ten beri, bütçem elverdiğince tasarruf yapıp, biriken paramı toplu halde harcamayı tercih ediyorum.İlkokuldayken paraları biriktirir biriktirir, sonra Pınarbaşına gider ( Aydında bir yer) lunaparktaki bütün oyuncaklara biner, veya o zamanlar yeni açılmış Aydın'ın ilk ve tek Mcdonalds'ında tıkınıp sinemaya giderdim arkadaşlarımla. Ortaokulda birikimlerimi yabancı albümlere yatırırdım, çok pahalıydı onlar o zamanlar, bütçemi epey sarsarlardı.Lisede malum kozmetik ve tekstile akar tüm kızların paraları, benim de öyle oldu. Üniversiteye başladığımdan beri ise tek bir amaç için para biriktiriyorum: Kültür düzeyimi arttırmak.
Hele ki son sekiz aydır, yaşamımı ailemden destek almadan, bursumla sürdürmeye başladığımdan beri mantalite şu: Bana eğitim için verilen bir paradan kısıntı yapıyorsam, bu para yine eğitime gidecek. O sebepten, elimden geldiğince ancak kendimi de fazla zorlamadan, kumbaramı ufak ufak genişletiyorum ki, karşıma güzel bir fırsat çıktığında önümde finansal bir engel olmasın.
Burada uluslararası seminerler oluyor sık sık, çok yüksek katılım ücretli, onlara katılabileyim mesela.
Ya da önümüzdeki yaz tatilinde, Almanya veya Avusturyaya gidebileyim almanca öğrenmek için,şöyle 1 ay falan.
İşte bu niyetlerle tasarruf yapmaya çalışıyorum kendi çapımda. Bu arada başka büyük bir harcama yapmam gerekirse, cinlerim tepeme çıkıyor.
Ben kursa gidicem diye kendimi kasmışım, kameramın bozulacağı tutsun.Kıl olunmaz mı?
2 aylık sigorta ödemesi ve başvuru harcım bir aya denk geldi, sıkıştırdı sonra.Hay bin kunduz!
Bir kaç tane kitap almam gerekti burdan, tanesi ortalama 100 franktan:(
Dün de duş başlığını duvara sabitleyen çubuk kırıldı mesela. Ne kadar küçük birşey, ama beklenmeyen bir harcama.Önümüzdeki hafta apartmanın pencereleri izolasyon için silikonlanacak. Ona ödeme yapacağız.
Beklenmeyen harcamalar için ayırdığım bir fonum da var tasarruf fonum haricinde ve ayrıca istediğim an annem babam da ne kadar para istersem gönderir ama ben gene de kendi bütçem sınırları içinde esneyemediğimde kendimi iflasın eşiğindeki tüccarlar gibi hissediyorum.
Evdeki hesap çarşıya uymuyor kısaca.Daha iki gün önce, hesabımı kontrol edip memnun olmuş, kardeşime sömestr için ikimizin bir haftalık İnterrailini finanse edebileceğimi söylemiştim.
Bugün Charlotte ocak ayında Célian'ın evdeki eşyalarını alacağını, dolayısıyla benim odamdaki mobilyaların da gideceğini söyledi.(Célian- önceden beraber yaşadığı sevgilisi) Al sana interrail Ekin Hanım!
Evdekilerin ilk taşınırken verdikleri toplu paraya henüz dokunmadım, dokunmak da istemiyorum.
Eşyaları babamın kredi kartıyla da ödemek istemiyorum, birincisi; ihtiyaçlarımı kendi kendime karşılayabilmek istiyorum.İkincisi; onlar da artık benim hesaba katmadan bütçe yapıyorlar ve ben "beklenmeyen harcama" olmak istemiyorum.
Dolayısıyla, elveda tasarruf- kültür fonum.
Elveda interrail, elveda Lausanne Ticaret Odasının Ticari Tahkim seminerleri!
Bir de düzenli geliri olmayanları düşünüyorum da, hayat ne kadar zor!

Ece&Eriş

|
Çok şükür sülalemizin ilk mürüvvetini gördük, gençlerin önü açıldı. Merve ve Bernadan son dakika atağı gelmez,bu arada sevgilim de stajını bitirip ruhsatını alıp bir baltaya sap olursa sıra bende.Garip lan! Biz 6 kız kuzen 1er yıl arayla dizildiğimiz için kucak kucağa büyüdük, ben bir çok kıyafetin Bernadan başlayıp Merveye, Eceye, ordan bana, benden kardeşime, ondan da anne tarafından kuzenimiz Ceydaya geçtiğini bilirim. Tam muhtemel düğün davetiyeleri de aynı sırayı izleyecek derken Ece hızlı davranıp büyük kuzenleri yaya bıraktı ve dün nişanlandı:


Fotoğrafta kuzenimi müstakbel ailesiyle görmekteyiz. Ben nişana katılamadım ancak facebook vasıtasıyla fotoğrafları gördüm, dedikodu marifetiyle de ayrıntıları öğrendim:) Çok güzel geçmiş, güzel başladı, hep çok güzel devam edecek inşallah.
Burdan kuzenciğime ve Erişte'ye öpücüklerimi gönderiyor ve ömür boyu mutluluklar diliyorum!

Çok önemli not: Eğer düğünde de altın yerine böyle kuru bir blog postu hediye almak istemiyorsanız düğün tarihinizi benim akademik takvimime göre ayarlayın!

Not2: Bababannemin damat beğenme yorumu: "Ece zaten uzun, topuklu ayakkabı da giymişti ama oğlan gene ondan büyüktü" Kadını mutlu etmek ne kadar kolay:)

Mutlaka izleyin,çok hoş:)

|

Cumhuriyetimizin 86.yılı kutlu olsun!

|
Ben Cumhuriyetimizin 85.yılını Dolmabahçe Sarayındaki Cumhuriyet Balosunda, bir zamanlar Mustafa Kemal'in seyrettiği yerden Boğazı seyrederek kutladım. Bugünse maalesef elimden sadece haberlerde coşkuyla bayrak sallayan insanları izleyip herkese "Bugün bizim en önemli bayramımız" demek geliyor. Dolmabahçe Sarayındaki annemle babama eşlik kontejyanımı ise bu yıl kardeşim dolduruyor.










Bu da kayıtlara geçsin

|
22.yaşıma bir kaç hafta kala, saçımda ilk beyaz tel göründü...

Madem alttakini beğendiniz bi tane daha:

|
Kadınlar...



20'lerden 30'lara kadar, şok olmak için seçerler...
30'lardan 40'lara kadar, şık olmak için seçerler...
40'lardan 50'lere kadar, çek almak için seçerler...
60'lardan sonra, daha da kimseyi seçmezler! (zira bakınız: tekerlekli sandalyede yaş yetmiş iş bitmiş amca figürü:P)

Les Autres Filles / Diğer Kızlar

|


Başka kızlar...

Onlar perma yaptıklarında Tina Turner'a benzerler..
Bense 14. Lui'ye..!

Onlar tanga bikini giydiklerinde Brezilya plajlarındaymışız gibi olur...
Ben sumo güreşçisine benzerim.



Onlar yüzücü bonesi giydiklerinde 50'li yılları anımsatırlar...
Bense Rosswell'i...!


Onlar saç bantlarını çıkardıklerında saçları ahenkle dansetmeye devam eder.
Benim saçlarımsa, sanki bandı hiç çıkartmamışım gibi durur...

Fon müziği: Nil Karaibrahimgil- Pelin

Plume

|

emekli amcalar gibi televizyon karşısında uyukluyor.

Marttle'dan medenileşme önerileri-1

|
Lausanne'da- ve hatta tüm İsviçrede o kadar muntazam bir toplu taşıma sistemi var ki, Türkiyedekinin neredeyse yarısına satılan benzin ve babamın sözüne rağmen araba almaya hiç niyetlenmedim. Gözlemlediğim kadarıyla buranın sakinleri de özel arabalarından ziyade toplu taşımayı kullanıyorlar, arabalar garajlarda haftasonu pikniklerini ve uzun tatilleri bekliyor. Bunda standart bir İsviçrelinin çevre kirliliği ve gürültü konusundaki duyarlılığı da etkili tabii.
Ancak Türk insanının atalarının "at&avrat&silah" sevdasına ne kadar sadık olduğu da aşikar. Bugün orta halli bir Türk ailesinin evinin önünde çoğunlukla 2 araba var, sosyoekonomik düzey yükseldikçe araba sayısı da evde yaşayan birey sayısına doğru orantılı artıyor. Ondan sonra "nedir bu trafik?" diye inliyoruz topluca, e haliyle her seçim dönemi her iktidar adayının birincil sloganı da "İstanbulun trafiğini biz bitireceğiz!"
İnsanlara daha fazla araba almayı yasaklamak gibi ütopik bir çözüm yolu önermeden önce, biraz burda gözlem yaptım.Metrobüs ve minibüs karşılatırma yapabileceğim parametrelerden biri olmadığından taksilerle başlıyorum.
Burda taksi kullanma ihtiyacı hissederseniz, yoldan taksi çevirme imkanınız yok. Şansınıza o anda yoldan bir taksi geçse, ve hatta boş olsa bile durup sizi almaz. Zira İsviçrede taksicilerin merkezden bağımsız (dolayısıyla yoldan) yolcu almaları suç.
Taksicilik sistemi merkezden yönetiliyor. Her ilin bir merkez taksi istasyonu var. Bu istasyon, belli kilit noktalarda ( hastane, gar vb.) duraklar şeklinde örgütleniyor. Gece toplu taşıma imkanlarının bittiği saatten itibaren bu durakların sayısı artıyor, ana caddelerde de taksi bulmak mümkün oluyor.
Eğer taksi kullanacaksanız, doğrudan bu duraklardan birine gidiyor ve sırası gelen taksiye biniyorsunuz.
Yok, bulunduğunuz yere yakın bir durak yok, veya siz bilmiyorsanız, ya da yürüyemeyecek kadar tembel iseniz, merkez taksi durağının 24 saat hizmet veren santralini arıyorsunuz. Telefonu açan görevli kibar bir şekilde iyi günler diliyor, bulunduğunuz yerin adresini istiyor. Ve en fazla 5 dakika içinde size en yakın duraktan bir taksi gelip kapınızın önünde duruyor.
Böylelikle taksi bulma stresinden kurtuluyorsunuz. Taksiciler gereksiz yere sokaklarda dolaşıp kirliliğe, gürültüye ve trafiğe katkıda bulunmuyorlar. Gereksiz yere benzin tüketilmiyor. Yollar kalabalıklaşmıyor.
Güzel çözüm, değil mi?

Allah belanı versin kedi.

|
Aylar sonra ilk defa kendime besin değeri yüksek bir akşam yemeği yapmıştım binbir zahmet ve emekle. Balık satın almanın incelikleri konusunda olta tutkunu sevgilimden gelme teorik bilgiye sahiptim, ancak alınan balığı temizleme konusunda pratiğim vahimdi: canımız her balık çektiğinde papalinaya götüren baba hasretle anıldı.. Patates salatası bile yaptım, soğan-sumak-limon, bi de çıtır taze ekmek..

Midemdeki omega 3 ve folik asitlerin verdiği hazla çayımı da koydum. Denokitonun her Eminönü balık-ekmek ziyafetimiz sonrası tekrar ettiği "balığın üstüne ne yenir? helva yenir." kuralını iç geçirerek hatırladım, helvam yoktu belki ama babamın ev arkadaşıma yolladığı kuru baklava buzdolabından göz kırpıyordu. İki dilimi çayla mideye indirdim.

Dünyada güzel kızarmış balık, demli bir çay ve memleketten gelmiş baklava üçlüsünden daha değerli ne olabilir sayın okuyucu? Hem onu bırak, bir ayda kaç öğün sağlıklı besleniyordum ki.. En son brokoliyi annem geldiğinde yemiştim. Ispanağın tadını unutmuştum. Et tüketimim Mcdonalds ile sınırlıydı...Bu mutluluk bana 3 ay yeterdi. Yetmeliydi. Zira bir sonraki İstanbul ziyaretime tam 3 ay vardı.

Çayımı tazeledim, geviş getirmek üzere diziportun karşısına kuruldum. Alt yazı pek küçüktü, gözlüklerimi takmam gerekti. Ama en son satan gözlükçünün temizlediği camlarla neyi görüyosun.. "Bi yerlerde temizleme mendilleri vardı ama neredeydi ki?" derken banyo yolu göründü..

Burdan sonrası karabasan işte okuyucu.

Banyonun kapısını aralamamla o dehşet verici manzarayla karşılaşmam bir oldu okuyucu.

O allahın belası kedi var ya hani? Paspasın orta yerine kocaman kusmuştu! Dahası, nasıl başarmışsa, kakasını kum havuzunun etrafına bulaştırmış, utancından olsa gerek patisiyle bir güzel sıvamıştı.. Ve gözgöze geldiğimiz o an, mevzubahis patiyi yalamaktaydı...

Bir sonraki kare benim öğürtülerimle korkup kaçan bir kedi, zor bela klozeti tutturup ne var ne yok kusuşum, banyodan salondaki kanepenin altına dek uzanan boklu sol pati izleri ve saçılmış kumlar..

2009 Ylsy Hüsran mı olacaktı..

|
Ylsy bu yıl devrim yapmış. Klavuza göz atmama bile gerek kalmadı, mailime düşen sitemlerden tüm değişikliklikleri öğrendim:)

En temel değişiklik olarak, meb bu yıl, bursiyerlerin gidecekleri ülkeyi belirleme özgürlüğünü kaldırmış arkadaşlar. Her kadronun eğitime göndereceği ülke ve dolayısıyla eğitim dili belli..

İkinci büyük değişiklik, listede İngiltere ve ABD dışında doğru düzgün yerleştirme olmaması. Hukukçular bile anglo-sakson ülkelere yerleştiriliyor. Parmakla sayılacak kadar Almanya, Fransa ve Rusya var. Kurum yerleştirmelerinde ülke seçeneği daha çok.

Ha, bu kurum yerleştirmeleri de üçüncü bir değişiklik. Listeye Botaş ve Tcdd de alınmış. Botaş Uluslararsı Tahkimden 4 ülkeye 4 burslu gönderiyor, geçen yıl bu kadro açılmış olsaydı zannediyorum ilk tercihim olurdu.Bundan muhteşem bir kadro olabilir mi bilemiyorum. Aklı olan hemen İsviçre kontejyanını kapmaya baksın. (İCC Cenevrede biliyorsunuz.)

Dördüncü değişiklik, kontejyanların 2007 ve 2008e göre hayal kırıklığı yaratacak kadar az olması.. Üstelik Marmara, Ege ve Ankaradan üniversite yok. Köklü üniversitelerin hiçbiri yok.. Resmen sadece yeni kurulan üniversiteler var! Kontejyanlar da çok sınırlı, özellikle hukukçular için, tam feleğin sillesi..

Beşinci ve yegane olumlu değişiklilk, bize uygulanan mezuniyetten sonraki bir yıl içinde başvurma şartının ortadan kalkmış olması. Artık 83 ve sonrası doğumlu olmak yeterli.

Meb'in ülkeleri Abd ve İngiltere ile büyük oranda sınırlayarak, hemen hemen herkesin çat pat İngilizce biliyor oluşundan faydalanma amacı taşıdığını zannediyorum. Biliyorsunuz ingilizce dışındaki dillerde eğitim görecekler direkt yurt dışına gönderilirken, ingilizceciler öncelikle yurt içinde 350 tl aylıkla dil kursuna tabi tutuluyor, bu da meb açısından epey ekonomik oluyor. Hiç kursa katılmadan doğrudan toefl verip mastera kabul alacak düzeyde azımsanmayacak grup da cabası. Bu ülkelerin eğitim ateşeliklerin uzun yılların tecrübesiyle çok daha iyi örgütlendikleri de ayrı bir gerçek.

Burs miktarları da değişmedi arkadaşlar. Burslar yönetmelikle belirli zaten, yönetmelik değişmedikçe değişmeyecekler. Başvurular cuma gününe kadar devam ediyor, yerleştirme sonuçlarına göre ayrıntılı bir "bundan sonra neler olacak" yazısı yazacağım, ylsy yazılarını yoruma kapatıyorum, irtibata geçmek isteyen arkadaşlar mailimi veya facebook hesabımı kullanabilir.

2009 YLSY Başvuruları 24 Eylül'de!

|
Biliyorsunuz ben bursu aldıktan sonra gelişmeleri ilgililere duyurmayı misyon edinmiştim. Geçen yıl uzun süre ek kontejyan açılacağı konuşuldu, millet boşu boşuna heyecan yaptı. Bu sene de Ösym'nin ilanı gecikince bu sene için umudu kesmiştim. Ancak Bakan Nimet Çubukçu'nun açıklamalarını takiben ilgili sitelere ilan kondu, klavuzun 24 Eylülde yayınlanacağı anons edildi.

YLSY NE İDİ?

Ylsy ; Yurt dışına lisansüstü eğitime gönderilecek öğrencileri seçme yerleştirme programı idi. Şurada uzun uzun anlatmıştım, özetleyeyim. Diploma notu ve Ales 'i 75 ve üzeri, okulu uzatmamış, mezuniyetinden sonra 1 yıldan fazla zaman geçmemiş, askerlikle ilişkisi olmayan bir öğrenci guruhunun seçtikleri bir ülkeye, dönüşte daha şimdiden atanacakları akademik kadrolarda zorunlu hizmet yapmak üzere, yabancı dil, yüksek lisans ve doktora eğitimine gönderilmesiydi. Biz 2007 ve 2008 burslularından dil puanı talep edilmemişti, ancak bu sene başvurularda üds veya kpds sonucu da isteneceği konuşuluyor. Ayrıca facebook grubundaki dedikodulara göre arkadaşlar Nimet Çubukçunun açıklamalarından bu yıl ağırlığın diploma notuna verileceğini, kadro yerleştirmelerinin diploma notu ile yapılacağını anlamışlar. Başvurmak için tetikte bekleyen öğrencileri gözlemlediğim kadarıyla, bu yıl da Alesten 85 altı alan kimsenin (bölümüne bağlı tabi ben genel konuşuyorum) kolay kolay kadro alabileceğini sanmıyorum. Zaten 2008 yerleştirmesinde bile herkes 90 civarıydı, bu yıl atanacakların, geçen kasımdaki süper kek ve tanıdığım herkesin yüksek skorlar elde ettiği alesle atanacakları düşünülünce puanların rekora koşacağını tahmin ediyorum. Dil puanının işin içine katılmasını çok yerinde bulmuyorum, benim lisede dilim ingilizce idi mesela, şimdi burda fransızca eğitim görüyorum, benden Üds isteselerdi pratikte bir işe yaramayacaktı çünkü ingilizce üds sonucum ile başvuracaktım. Gidilecek ülkeler arasında japonya bile var, halbuki üds ve kpds ingilizce, fransızca, almanca ve italyanca yapılıyordu en son bildiğim kadarıyla. Bilemedim. Belki de istemeyecekler, sadece dedikodu. Bir başka dedikodu da, bu yıl tüm kontejyanın doğuda yeni açılan üniversitelere verileceği. 2007 ve 2008 yerleştirmelerinin batı ve marmaradaki üniversiteleri ihya ettiği doğru, ancak tüm kontejyanın yeni kurulan 31 üniversiteye verilmesi de saçma olur. 1000 küsür burslu gidecek, bunların istihdamının sağlanabilmesi için döndüklerinde kampüslerin hala tamtakır olması lazım ki öyle olmayacağını biliyoruz. Sadece ağırlığın bu okullara verileceğini düşünüyorum, eh zaten mantıklı da. Sonuçta amaç akademik personel ihtiyacını gidermek.
Sonuç olarak, bir senedir bu bursu bekleyenler, az daha dayanın. 24 eylül- 02 ekim arası internetten yapılacak başvurular ile yaklaşık 6 aylık (ki oldukça optimist bir ihtimal bu) sancılı gönderilme sürecine hazır olun. Genelde tüm maillere tek tek dönüyorum ancak gene de ana başlıkları ( ne zaman istifa etmek gerekiyor, doktoraya kadar dondurma yapılabilir mi, sadece master yapıp dönülebilir mi, ülkelere göre aylıklar neler vs) başvuru sonuçları ile beraber yazacağım. Şimdilik herkese bol şans diliyorum.

İncir

|
Yazarın notu: Blogumu takip eden yakınlarım, akrabalarım, zamanında öğrenci evimin halini görmüş olanlar.. Bu postu okuyarak kalp krizi geçirme riskiniz bulunmaktadır, lütfen en yakın çarpıya tıklayın.

Zaten İzmirli oluşum incirle aramızdaki doğal çekim kuvvetini açıklıyor. Üstüne annemin en sevdiği meyve de incir olunca, çocukluğum dedemin Balçova'daki bahçelerden anneme özel topladığı incir kolilerini PTT görevlisinden teslim almakla geçti. Sonra incirin başkenti Aydına taşındık, ve 5,5 yıllık ikametimiz boyunca her güneş çıktığında kendimizi Eray Amcaların bahçesine attık. Sökeli sevgilinin en büyük getirisi de, beni her fırsatta kendi yetiştirdiği incirlerle semirten kaynana olabilir..
Hal böyle olunca, Lausannedeki nostalji arayışlarıma incir tadı katmak da farz oldu. Denner denen Bim muadili saçma sapan markette "Pay D'origin: Turquie" incirleri görünce, kilosu 8 frank falan demeden, atıvermişim sepete.

Yalnız burdan Türk incir üreticilerini kınıyorum. En kötü mahsulünüzü niye İsviçreye gönderdiniz? Ya benim incir konusunda degütasyon çıtam çok yüksek, ya da hayatımda bu kadar kötü incir yemedim. Tipine baksan bişey zannedersin, ama kurt var mı yok mu diye içini aç, sapsarı, tat desen ara ki bulasın, hayatında ilk kez incir yiyen Charlotte bile "çok şekersiz değil mi? böyle mi oluyor bu meyve?" diye sordu.

Peki ne olacaktı bir paket incir? Ha ha, sıkı durun: Reçel yaptım!!!

İşte bu postun yakın çevrem için tehlike ihtiva eden unsuru bu satırlar.. Ben gerek yurtta, gerek orta doğu ve balkanlarda, evde kalması en muhtemel kız türü olarak bilinirim. Bu güne kadar ev ekonomisiyle uzaktan yakından ilişkim olmadığı gibi, her türlü domestik faaliyeti hakir görmüşlüğüm de mevcuttur. Onu bırak, benim annem, hatta ne annesi anneannem, babaannem bile reçelini kendi pişirmez.

Nerden esti peki? Bilemiyorum. Bir anlık hevesti diyelim:) ( Gerçi fena gaza geldim o gün, bir de hayatımda ilk kez yoğurt mayaladım, onu da bi ara anlatıcam)

Bir yerlerden kalmış aklımda,reçel yaparken önce acı suyunu çıkarmak gerektiği. Kabuklarını soymaya üşendiğim 7 orta boy inciri, soğuk suyla üzerini kapatıp koydum ateşe, kaynadıkça suyu boşaltıp yeniden soğuk su koydum, tam üç kere. Suyu son kez süzdüğümde, her bir inciri dörde beşe bölüp aldım bir kenara. Sonra yine göz kararı, belki 2 bardak belki biraz daha fazla suyu, yarım bardak kadar şekerle kaynattım, doğradığım incileri de hop attım içine. Yarım limonun suyunu ilave edip kaderine terkettiğim reçel, 40 dakika orta derece ateş sonrası hazırdı.Ortaya çıkan görüntü de şu oldu:



Mahsül önceden boşalttığımız portakal reçeli kavanozunu dolduracak kadardı: 500 gram

Bu da kavanozun 2 günde gördüğümüz dibi:

Çok Mesudum Zülküf

|
Söylemiş miydim? Bu cuma İstanbula geliyorum. Babamla ortaklaşa yürüttüğümüz (!) yüksek lisans etkinliklerinin 2. geleneksel kayıt yenileme ve dahi tez danışmanı seçme ayağı kapsamında, meb sponsorluğunda, 6 gün, herşey dahil!

Ha göresi gelen vardır, mailim bir tık uzakta.

Sizleri insanlığa davet ediyorum!

|
Sevgili bloggerlar,

Blogumu readerdan izleyen, rsslerime abone olan , takipçilerim, google ziyaretçileri, tesadüfen düşen herkes:

Ayıp, İstanbul Belediyeciliğinin ayıbıdır, ancak sorumluluk hepimizin. Yarın sizin de evinizi sel basabilir, yangın çıkabilir, deprem olabilir, çatınıza uçak düşebilir, hepimiz Allaha emanetiz, sonra da birbirimize. Lütfen, kendimizi biraz sorumlu hissedelim, ve zor durumda kalmış insanlara, hayvanlara yardım edelim.

Bu ay lükslerinize ayırdığınız bütçenizden vazgeçin, yardım yapın.

Nesin Vakfının yardıma ihtiyacı var!

Sevgili Dostlar,

Kotumserlige kapilmaca yok.

Hayat bir mucadeledir. Bu sel felaketini de bu mucadelenin bir parcasi
olarak degerlendirip eski gunlerimize donmek icin canla basla, askla
sevkle calisacagiz. Eskisinden daha da guzel bir vakif yapacagiz.

Yarin cok daha kotu bir sel felaketi bekleniyormus. Nasil mumkunse!
Elimizden geldigince hazirlaniyoruz.

Kucuk cocuklarimizi anneleriyle birlikte Istanbul'daki evlerimize
yolladik. Vakif'ta sadece eli is tutan gencler kaldi.

Gormeden anlasilmaz ama felaketin boyutlarini anlatmaya calisayim.

Su anda camurdan bir vakfimiz var desem abartmis olmam.

Bodrum kat bastan asagi, giris kati bir bucuk metre kadar su altinda kaldi.

Bahcedeki su dune kadar boyu asiyordu.

Simdi suyu gitti diz boyu balcigi kaldi. Cizmeyi birakmadan ayaginizi
balciktan kurtarmaniz zor. Selin surukledikleri meyve agaclarinin
arasina takilmis, agaclari egmis, kocaman bir bariyer olusturmus. O
yemyesil bahceden geriye eser kalmadi. Coluk cocuk hep birlikte o kadar
da cok emek vermistik ki...

Hayvanlarimiza yem icin ektigimiz onlarca donum tarla batakliga dondu.

Seralarimiz kimbilir nerelerdeler.

Komsu haradaki onlarca at boguldu. Muhtesem atlardi. Hep birlikte
kosmaya basladiklarinda zemini zangir zangir titretirlerdi.

Cocuklarimiz, o atlari kucucuk boylariyla citin ustunden uzanarak,
bahceden kopardiklari tutam tutam cimlerle beslerlerdi. Minicik ellerle
atlarin koca koca dislerini yanyana gormenin keyfine doyum olmazdi ...
Baskalarina para kaynagi olan o atlar bizim nese kaynagimizdi. Gitti
gider canim atlar.

Tiyatro salonumuz taninmaz halde. Su anda icine bile girilemiyor.

Mutfagimiz kullanilmaz durumda, icine zor giriliyor.

Camasir makinalari, bulasik makinalari, kurutma makinasi, buzdolaplari,
firinlar, sogutma depolari, kalorifer kazani... Medeniyet namina ne
varsa yok oldu.

Et stogumuz perisan. Kokusmadan gommek gerekiyor. Ama nereye? Her yer
balcik.

Su, elektrik, telefon, internet kesik elbet.

"Dereboyu"ndaki evime uzun sure ulasamadik. Aziz Nesin'in en onemli
notlari oradaydi. Sel, agac kutugunden karavana kadar, ne bulmussa onune
katmis tum siddetiyle akiyordu. Neyse ki ev yikilmadi ve notlara bir sey
olmadi. Mucize diyesim geliyor.

Kullanilmaz hale gelen koltuk, kanape, yatak yorgandan ya da tamamen
suya gomulen elbise depolarimizdan soz etmiyorum bile.

Bitirmek uzere oldugumuz "Sanatci Evi" perisan. Yeni bastan yapacagiz.

Kitap depolarindaki on binlerce liralik Aziz Nesin kitabi mahvoldu.

Aziz Nesin'in yillarca biriktirdigi gazete koleksiyonunun buyuk bir
kismini ciltletmistik. Buyuk olcude parasizliktan ama bir miktar da
ihmalkarliktan ciltletemedigimiz binlerce gazete hamur oldu. 1976'nin
Politika gazetelerini gordum. Icim acidi.

Mezunlar dahil butun buyuk cocuklarimiz Vakf'a geldiler. El birligiyle
Vakf'i temizlemeye calisiyorlar.

Felaketin boyutunu anlamak icin gormek, yasamak lazim.

Iki tesellimiz var:

1) Hicbirimize bir sey olmadi.

2) Aziz Nesin'in butun arsivi kurtarildi. Cocuklarimizin ilk aklina bu
notlar gelmis. 3000 dolayinda dosya... Inanilmaz bir surat ve
imrenilecek bir isbirligiyle cocuklar butun dosyalari su basmadan
kutuphaneden ikinci kata cikarmislar. Sabahin korunde uykularindan
firlayip... Cocuklarimizin kimisi haylaz kimisi yaramaz kimisi soz
dinlemez olabilir, ama hic gormedikleri Aziz Dede'lerinin notlarinin ilk
kurtarilacak esya oldugunu biliyorlar... Egitim iste boyle bir sey olmali.

Her seye karsin iyimserligimizi elden birakmayacagiz ama. Surekli
ileriye bakmaya and ictik. Mucadeleye devam!

Sevgili Dostlar,

Nesin Vakfi'nin ana binasini depreme karsi guclendirmek gerekiyordu. Bu
sel felaketiyle birlikte binanin zemini daha da zayiflamistir. Binayi
guclendirmenin maliyeti 350-400 bin lira arasinda. Sel felaketi
dolayisiyla zararimizin da (insan gucunu saymazsak) 250 bin TL dolayinda
oldugunu saniyorum. Bizim boyumuzu fersah fersah asan meblaglar bunlar.
En zor zamanlarimizda hep yanimizda olan sizlerden butcenize gore bir
katki bekliyoruz. Internetten bagis icin:
https://secure.cs.bilgi.edu.tr/nesinvakfi/bagis.php. Banka hesap
numaralarimiz asagida.

Cok tesekkurler.

Sizlere ve gelecege inancimiz sonsuz.

Hepimizden sevgiler, saygilar.

ALİ NESİN



AHMET NESIN: 10 Eylül, 23:35
Sevgili arkadaşlar, Nesin Vakf'ının banka hesap numaralarını soran arkadaşlara duyurulur. Sevgiler.

Banka/Bank Şube/Branch Numara/Number Tür/Currency
İş Bankası Parmakkapı 1042 550334 TL
Ziraat Çatalca 130 - 952 22 32 - 5001 TL
Ziraat Çatalca 130 - 952 55 01 - 5003 Euro Eur: TR 80000 1000 1300 9525501 5003
Ziraat Çatalca 130 - 952 55 01 - 5001 USD IBAN: TR 37000 1000 1300 9525501 5001
Ziraat Çatalca 130 - 952 55 01 - 5002 CHF IBAN: TR 10000 1000 1300 9525501 5002
Vakıf Çatalca 237 - 434 84 59 TL
Vakıf Çatalca 237 - 400 79 37 USD
Vakıf Çatalca 237 - 400 79 36 Euro
Posta Çeki 164 00 09 (havale ücreti alınmıyor)


Bu zavallı hayvancıkların da öyle!



Mimar Meral OLCAY,
Gönüllü Barınak Yöneticisi
Adres Yedikule Sahil Yolu, Yedikule surdibi, eski havagazı deposu
(Üst Yol Marmaray projesinden dolayı kapalıdır.
Sahil yolunu kullanınız.)
Telefon 0212 633 58 57
Cep 0535 712 63 90
Faks 0212 633 58 57

Ya da Banunun anlattığı biçimde, doğrudan mama yardımı da yapabilirsiniz.